Yeni Üniversite Kültürü: Rantçılık, Piyasacılık ve Siyasal İslam

Mevcut ideolojinin oluşturduğu ortam, toplumsal alanda hakim kıldığı siyaset doğrudan kamu kuruluşlarının işleyişini etkiler. Tabii olarak akademi de mevcut siyasi koşullardan bağımsız olarak ele alınamaz. Günümüzde Türkiye’de akademinin mevcut durumunu ele alırken hakim ideoloji olan siyasal islamın kendini üniversiteler içinde nasıl yeniden ürettiğini, bu üretim sürecinin üniversitelerde nasıl bir dönüşüme yol açtığını açık bir şekilde görebilmek için İTÜ’nün geçtiğimiz 8 yılına bir göz atalım.

2012

  • Eski rektör Muhammed Şahin döneminde gerçekleşen Vadi Kantini boykotu sonucunda rektörlük ””öğrencilerin istihdam edileceği, kar amacı gütmeyen kantin” uygulamasını kabul ederken Mehmet Karaca’nın rektör olmasıyla kantinler eski AKP milletvekilinin oğlunun şirketine verildi.
  • Tayyip Erdoğan’ın ODTÜ’ye polis ordusuyla gelmesiyle yaşanan olaylara yandaş rektörler Tayyip Erdoğan’a destek mahiyetinde açıklama yayınlamış, İTÜ rektörü de bu kafileye katılıp ODTÜ öğrencilerini kınamıştı.

2013

  • Öğrenci kulüplerinde dönüşüme gidilmeye başlandı. Kariyer kulüpleri desteklenirken kültür/sanat/bilim kulüpleri odasız bırakıldı, bürokrasiye boğuldu, bütçeleri kısıldı. Kampüs reklam panolarıyla donatılırken ve güvenlik sayısını iki katına çıkaracak bütçe bulunurken öğrencilerin, akademisyenlerin ihtiyaçlarına gelince ”para yok gidin şirketlerden sponsorluk dilenin” tavrı takınılmaya başlandı.
  • ABD’den ithal edilen pirincin GDO testinde görevli olan İTÜ MOBGAM, dünyanın her yerinde uygulanan standart prosedürlere uygun testlerinde 2 farklı GDO ırkı tespit etti. Bakanın ”yok canım İTÜ ne anlar” açıklamasını emir sayan rektörlük araştırmacı akademisyenin işine hiçbir bilimsel veri sunmadan son verdi.
  • İTÜ Stadyumu’ndaki mezuniyet törenine dışarıdan otobüslerle geldiği ve okulla ilişiği olmadığı tespit edilen 150 kişilik bir grup, RTE pankartı ve tekbirlerle velilerin bulunduğu tribünleri taşlamış, ”güvenliğin” acil giriş kapısını gruba açmasıyla töreni basmayı denemiş, yoğun tepkiyle karşılaşınca provokatör grup stadyumu terk etmek zorunda kalmıştı.

2014

  • Açığa çıkan ses kayıtları gündemi İTÜ’ye sıçradı. Telefon görüşmelerinde rektörlük ve YÖK tarafından THY başkanının kızına İTÜ’de özel kontenjan açıldığı ortaya çıktı. Yoğun tepki oluştu ve rektörlüğe protesto eylemleri düzenlendi.
  • Maslak Kampüsü’ndeki MOBGAM binası üzerinde bulunan ”İTÜ Asırlardır Çağdaş” yazısı ”yenileyip bakım yapıp geri koyacağız” duyurusuyla kaldırıldı. Yazının akıbeti hala bilinmezliğini korumakta…

2015 – 2016

  • Rektör bir röportajında ”talep olduğu için” kampüse cami yapılacağından bahsetti. Öğrencilerin temel hakkı olan barınma talebi, yurt ihtiyacı yıllardır karşılanmazken rektörün manidar cami uğraşı tepki doğurdu.
  • İTÜ Rock Kulübü’nün her yıl düzenlediği İstanbul Rock Festivali, rektörlüğün kendi öğrencilerinden astronomik kiralar istemesi nedeniyle iptal edilmek zorunda kaldı.
  • Öğrencilerin ve öğrenci kulüplerinin girişimiyle İTÜ Bedri Karafakioğlu Öğrenci Şenliği 26. defa düzenlenmek istendi. Rektörlükle görüşmelere aylarca sürdü, rektörlüğün şenliğe kuruş destek vermemesinin yanı sıra çıkardığı tüm zorluklara rağmen öğrencilerin baskısıyla şenlik, 5 yıl aradan sonra düzenlendi.
  • Karaca döneminde İTÜ’lülere ”ücretsiz çay dağıtmak”, ”mail atmak” gibi absürt gerekçelerle açılan soruşturma sayısı 218’i buldu.
  • Tekstil Fakültesi’ndeki bir açılışa Emine Erdoğan davet edildi ancak Emine Erdoğan’ın geleceği hiçbir şekilde okul öğrencilerine haber verilmedi. E. Erdoğan ve rektör Karaca öğrencilerin protestolarında yine de kaçamadı.
  • Kendilerine Tevhid ve Adalet Topluluğu olarak tanımlayan yaklaşık 120 kişilik bir grup İTÜ öğrencisi tarafından İTÜ içinde yapılması planlanan caminin ringe binmeden ulaşılabilecek merkezi bir yerde olması için Merkezi Derslik Binası önünde öğle namazı kılınarak eylem yapıldı. Öğle namazını kıldıktan sonra toplu bir şekilde tekbir getiren grubu eylem esnasında çıkabilecek herhangi bir olaya karşı çevik kuvvet ve okul güvenliği de MED çimenlerde hazır olarak bekledi.
  • Okula yapılmaya başlanan caminin açılışı yapılacağı duyurulmadı ancak İTÜ’lüler AKP’li belediye başkanıyla İTÜ’de cami açılışı yapıldığını Twitter’dan sonradan öğrendi. Bir AKP geleneği olan tekrar tekrar açılış yapıp poz vermeyi sürdürerek Mart 2016’da bu kez AKP Sarıyer İlçe Başkanları ile açılış yapılıp kameralara poz verildi. İTÜ’lüler 2. defa açılış yapıldığını yine sosyal medyadan öğrendi.
  • Bir sabah uyanan öğrenciler Maçka Kampüsü önündeki sit alanı olan parkı bilgilendirme tabelası bile konulmadan dozerle deşilmiş buldu. Parkın bir bölümünü Kadir Topbaş’ın oğlunun şirketine kafe olarak satıldığını öğrenen öğrencilere şirket sahibi önce rüşvet teklif etti, sonra rektörlük öğrencilerin üzerine güvenlikleri saldırttı. Ancak direniş kırılamadı, ardından rektörlüğün parka hukuksuz bir şekilde girdiği tescillendi ve rektörlük ”mecburen” parktan geri çekilmek zorunda kaldı.
  • Ensar Vakfı’nda çocuklara tecavüz edildiği ortaya çıkmadan 2 hafta önce Karaca ilgili vakıfla konuşma yaptı.
  • Kendilerine ‘İTÜ BEYAN’ ismini veren bir grup maslak kampüsündeki yemekhanede ”Ahrar-uş Şam onurumuzdur” sloganı atarak El Nusra’ya bağlı olduğu ve IŞİD ile bağlantısı bilinen bu cihatçı örgütü desteklerken güvenlik tarafından korundu. ”İTÜ’de özgürlüğü ve bilimi savunacağız. Gerici çetelere alan bırakmayacağız” sloganıyla eylem yapmak isteyen öğrenciler, Maslak kampüsünde yürüyüşe geçmek isterken polisin saldırısına uğradı. İTÜ’lü öğrenciler 19 arkadaşlarının gözaltına alındığını duyurdu.
  • 2016 yılında okulda kısa süre içinde rektörlük korumasıyla cihatçı yapılanmalar ortaya çıkmaya başladı. Sözde gerginliği önlemek için okula sokulan çevik kuvvetle birlikte cihatçı çeteler kampüs ortasında laiklik yanlısı öğrencilere sopayla saldırdı. Cihatçı yapılanmalar sosyal medyadan açık açık ”İTÜ’de canlı bomba eylemi çağrısı” yaptı. Ertesi hafta rektörlüğün çeteleri destekleyici tutumunu protesto etmek için toplanmayı planlayan 25’e yakın laiklik yanlısı öğrenci MED’de masada otururken ve ortada eylem bile yokken polis ve güvenlik saldırısıyla gözaltına alındı, bu öğrencilere uzaklaştırma cezası verildi. Laik öğrencileri okuldan uzaklaştırıp şeriatçı çeteler yaratan Karaca, ”12 Eylül darbe yasasının verdiği yetkiyle” RTE tarafından yeniden rektör olarak atandı. Öğrencilere uzaklaştırma veren komisyon görevlileri ise rektör yardımcılığına yükseldi.
  • Üniversitelerde rektörlük seçimleri KHK ile kaldırıldı. Birçok üniversiteye Saray tarafından kayyum rektörler atandı.

2017

  • Referandum sürecinde İTÜ’ye gelen AKP milletvekili Markar Esayan açıktan EVET çalışması yaptı. AKP İTÜ Teşkilatı (AkİTÜ) de çalışmaya destek verdi.
  • Aynı dönemde HAYIR çalışması yapmak için koşu düzenleyen öğrencilere – sadece düzenleyenlere değil eylemin yanından geçenlere de – rektörlük tarafından soruşturma açıldı.
  • Bir önceki sene “güvenlik sorunu” gerekçesi ile onur yürüyüşünün gerçekleştirilmesine izin vermeyen okul yönetimi bu sene de “OHAL var, toplu yürüyüşlere izin veremiyoruz”, ”kulübünüzde örgütlü insanlar var” gibi bahanelerle yürüyüşü engelledi. Rektörlük diğer tüm yasaklarında olduğu gibi ”Seneye daha güzelini yaparız” söyleminde bulunduktan sonra İTÜ’de bir daha Onur Yürüşü düzenlenmedi.
  • AGD İTÜ (Anadolu Gençlik Derneği) adı altında faaliyet gösteren, “yılbaşı kutlanmasın” eyleminden tutun “müzik,sanat, tiyatro,spor neden zararlıdır?” içeriğine sahip bildiri dağıtımına kadar türlü türlü gerici faaliyetlerine tanık olduğumuz toplam bu sene de ”Müzik Haramdır” başlıklı bir bildiri dağıttı. Aynı toplam yılın ilerleyen dönemlerinde kadın erkek birlikte yüzülmemesi için imza topladı.
  • İTÜ’de dağıtılan “ Müzik Haramdır” adlı bildiriye karşı müzik yaparak tepki gösteren Taşkışla Sahnesi çeşitli tehditlerle karşılaştı, kulüp üyeleri okula alınmayarak kulüp fiili olarak faaliyet gösteremez hale getirildi.
  • Rektörlük tarafından İTÜ Dans Kulübü’ne “kızların etek boylarına dikkat edin” söyleminde bulunuldu.

2018

  • YÖK Öğrenci Temsilcileri Konseyi seçimlerini iptal etti
  • Recep Tayyip Erdoğan, 3 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Japonya’da sadece kadınların eğitim gördüğü üniversiteler olduğunu belirterek, “Çok önemli bir şey. Türkiye de benzer bir adımı atmalı” dedi. Erdoğan, Türkiye dönüşünde de konuyu tekrarlayarak, bu kez YÖK’e seslendi ve ”pembe üniversiteler” için gerekli adımların atılmasını talep etti.
  • İTÜ Rektörlüğü personel eksikliğini bahane ederek Vadi Yemekhanesini kullanıma kapattı.
  • AGD ”erkeklere mahsus” langırt turnuvası düzenlemek istedi.

2019

  • İTÜ’deki camii bu kez de AKP genel başkanı Erdoğan tarafından açıldı. Bu törenle beraber 3. kez açılışı yapılan camide irticai faaliyetlere başlayan Cami Akademi adlı derneğin itu.edu.tr uzantılı bir mail adresine sahip olması dikkat çekti.
  • İstanbul’da yaşanan 5.8 büyüklüğündeki deprem sonucunda KSB binası aldığı hasar sebebiyle kullanıma kapatıldı.
  • Personel eksikliği bahane edilerek Vadi Yemekhanesi’nin kapatılmasının ardından Merkezi Yemekhane tek turnike çalışmaya başladı. Bütün okulun belirli bir zaman aralığında tek turnikeyi kullanmak zorunda kalması sonucu yemekhanenin önünde karşı kaldırıma kadar uzanan yemekhane sıraları oluştu.
  • Verilen ücrete karşılık yemeklerin kalitesizliği ve yetersizliğini her fırsatta dile getiren öğrencileri görmezden gelen okul yönetimi kendi öğrencisinin hakkını aramasından korkmuş olacak ki yeni gelen hazırlıktaki arkadaşlarımıza oryantasyon sırasında ”zamlara karşı eylem yapmayın ceza alırsınız” şeklinde ifadelerde bulundu.
  • Ekonomik krizle beraber geçim sıkıntısının her alanda hissedildiği bir dönemde yapılan zamlar ve yemekhane sıkıntıları ile İTÜ öğrencisi kendi kampüsünde geçinemez hale gelmiş ve özel işletmelere karşı boykot başlatmışken İTÜ Vakfı Kanal İstanbul projesi üzerinde kolej parasıyla arsa alındığı için batan Doğa Koleji okullarını 800 milyon TL ödeyerek satın aldı. Böylece inşaat patronlarının borçları kapanırken İTÜ’nün parası da yandaşlara akıtılmış oldu. Bu dönemde bütçe yetersizliği bahanesi ile tuvaletlere tuvalet kağıdı konulmadığını hatırlatmak isteriz.
  • Tamamen öğrenci dayanışması ile kurulan ve sürdürülen boykot masasında İTÜ’lü öğrenciler güvenlik saldırısına uğradı.

2020

  • Yeni döneme boykot ile giren İTÜ’lüler okul yönetimi tarafınca açılan haksız soruşturmalara ve uzaklaştırmalara maruz bırakıldı. Arkadaşlarımızın eğitim hakları gasp edilirken Kulüpler Birliği’nin rektörlükle kapalı kapılar arkasında edindiği ”kazanımlar”ı öne sürerek yaptığı açıklamalar da öğrencilerin tepkisini çekti.
  • Pandemi sebebiyle uzaktan eğitime geçildikten sonra İTÜ öğrencisini uzaktan da mağdur etmenin bir yolunu buldu. Birçok üniversite seçmeli pass-fail sistemine geçme kararı alırken İTÜ olası tüm fiziki yetersizlikleri göz ardı edip mevcut sistem ile devam etmeye karar verdi. Ayrıca kişisel verilerin korunması hiçe sayılarak öğrenciler Witwiser kullanmaya mecbur edildi. Dahası uygulamayı yazan şirketin başındaki kişi SAHA İstanbul adlı kuruluşta yönetim kurulu üyesidir ve bu kuruluşun başında damat Bayraktar bulunmaktadır. AKP’ye olan yakınlığı ile bilinen başka iş adamları da bu kuruluşta yer almakta.
  • Birçok üniversite eğitimin uzaktan yapılacağını gözeterek yaz okulu ücretlerinde indirime giderken İTÜ yaz okulu ücretlerine zam yaptı. Ayrıca İTÜ’nün yeni İşletme Fakültesi binası için yapılan yarışmada ödül kazananlara paraları teslim edilmedi.
  • İTÜ’nün de dahil olduğu 15 üniversiteye kayyum rektör ataması yapıldı. İsmail Koyuncu İTÜ’nün yeni rektörü olarak göreve başladı.

Peki bu 8 yıl bize neler anlatıyor?

AKP hükümetinin ve siyasal islamın laikliği, cumhuriyetin diğer ilerici kazanımları ile birlikte karşısına aldığını uzun zamandır biliyoruz. Nitekim karşısına aldığı bu değerleri kamusal alandan tasfiye ettiklerini ve yerlerine kendi değerlerini koymaya çalıştıklarını da biliyoruz. Laikliğin örgütlü gericiliğe, halkçılığın piyasacılığa ve rantçılığa, cumhuriyetin ise saray otokrasisine evriltildiği bu dönemde üniversiteler de bu dönüşümün bir parçası olarak payına düşeni alıyor.

İTÜ’de kantinlerin AKP’li milletvekilinin oğluna verilmesi, yetersiz yemekhane hizmetlerinin sonucunda öğrencilerin özel işletmelere yönlendirilmesi, Maçka Kampüsü’nün Kadir Topbaş’ın oğlunun şirketine peşkeş çekilmesi, kendi yandaşlarının çocuklarına okullarda özel kontenjan açmaları, Kanal İstanbul projesine yatırım yaparken batan Doğa Kolejinin satın alınması üniversitelerin hakim siyasetin piyasacılığına nasıl hizmet ettiğinin göstergesidir. Aynı şekilde Yıldız Teknik Üniversitesi’ni kendine külliye yapamayan Saray rejimi bugün 2 yıl önce açamadığı rant kapısını tekrar açmak için YTÜ’ye millet bahçesi yapmıştır. YÖK ile başlayan üniversitelerin özerkliğine müdahale süreci bugün doruk noktasına ulaşmıştır. Mimar Sinan Üniversitesinin Başbakanlık Ofisi’ne çevrilmek istenmesi, İstanbul Üniversitesinin bölünmesi, rektörlük ve ÖTK seçimlerinin iptal edilmesi, KHK’lar ile muhalif akademisyenlerin işlerine son verilmesi, kayyum rektör atamaları üniversitelerin özerkliğinin ayaklar altına alınarak Saray otokrasisinin kampüslere yerleştiğinin göstergesidir. İTÜ’de kültür sanat kulüplerinin etkinlikleri engellenirken, gerici çetelerin kulüplerinin SDKM’de etkinlik yapabilmesi, yine aynı gerici çeteler okulda müzik haramdır, tiyatro, sanat zararlıdır adlı bildiriler dağıtırken Taşkışla Sahnesi’ndeki arkadaşlarımız buna karşı çıktı diye kulüplerinin işlevsizleştirilmeye çalışılması, KHK ile atılan akademisyenler için eylem yapan öğrencilere soruşturma açılırken tarikatçıların yemekhanede ”Ahrar- u Şam onurumuzdur” diye slogan atabilmesi laikliğin ve modernitenin siyasal islam karşısında yenik düşmesinin sonucudur. AKP siyasi kanadını üniversitelerde ideolojik olarak var ederken her kampüse kondurduğu camilerle, bu camilerde tarikatlar tarafından yürütülen irticai faaliyetlerle, üniversitelere soktuğu polis ordusuyla ve çeteleriyle fiziksel kanadını da var etmektedir. Süregelen bunca olayın sonucunda üniversitelerin şirket öğrencilerin müşteri olduğu, bilimin değil hurafelerin egemen olduğu, haklarımızın ve hürriyetlerimizin baskıcı rejimin bize lütuf ettiği kadarıyla sınırlı kaldığı ve öğrenciler olarak üniversitede özne konumundan nesne konumuna itildiğimiz bir distopyayı yaşamaya doğru yol alıyoruz.

Biz nasıl bir üniversite istiyoruz?

Üniversiteler tarihsel süreçte üstlendikleri “özgür düşünce ile üretim” misyonuyla karşımıza çıkar. Ortaya çıkışlarından itibaren üniversitelerde, “öğrenci ve alim topluluğu” adı altında sadece mesleki eğitim veren kuruluşlar olarak var olmak değil teknik/teorik bilgileri verilen söz konusu disiplinlerde hep bir adım ileriye ulaşmak hedeflenmiştir. Buradaki amaç ezbere bir meslek eğitiminden çok düşünerek, tartışarak bilim üretmektir. Üniversite kulüpleri, öğrencilerin özgeçmişlerine yazacakları kariyer zirveleri kovaladıkları ya da gerici çetelerin kendilerine mesken tuttuğu yerler değil; kendi ilgi alanlarına yönelebildikleri, bu alanda kendilerini geliştirdikleri topluluklardır. Böylelikle ”üniversite mezunu” sadece bir diploma olmaktan çıkıp çok yönlü, çevresindeki problemlere duyarlı, alanında yetkin bir birey olmaktadır. Tüm bunlar tabi ki üniversitelerin özerk yapılarının doğalında ortaya çıkan günümüzde eşine pek rastlayamadığımız özgür düşünce ortamında gerçekleşebilmektedir. Bizim üniversitelerimiz işte bu özgür düşünce ortamında bilimin ve sanatın üretildiği, kaynakların öğrenciler ve kulüpler için kullanıldığı, öğrencilerin müşteri konumunda değil bizzat üniversitenin öznesi olarak yer aldığı, devletin zor aygıtlarının kampüslere giremediği, kampüslerin rant uğruna talan edilmediği, demokratik ve ilerici karakterli kurumlardır. Sahip çıkacağımız ve aktaracağımız üniversite kültürü bu temellere dayanmalıdır. Her ne kadar günümüz iktidarının eliyle yaratılan yeni nesil üniversite anlayışıyla kampüslerin yozlaştırılması, üniversite kültürünün ortadan kaldırması hedeflense de bizim üniversitelerimizde bu kültürün korunması ve aktarılması ilerici ve aydınlanmacı kimliğe sahip üniversitelilerin bir araya gelerek hareket etmesi sonucunda gerçekleşecektir.