İçeriğe geç

Yandaş Bir Rektörün 4 Yılı

2016 yazıyla birlikte, 2012’de seçimlerde 2. olmasına rağmen cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atanan Mehmet Karaca’nın da görev döneminin sonuna geldik. Üniversitenin öğrenci profili yıllar geçtikçe yavaş yavaş değiştiği için arşiv olması açısından bir süredir şu rektörün 4 yılını bir yazıp derleyeyim diye düşünüyordum. Daha uzun ve ayrıntılı yazmayı planlıyordum ama en iyisi genel bir bakış atan yazı yazalım, isteyenlerle oturup uzun uzadıya konuşuruz da dedim. Kısa tuttuğum ve direkt Karaca’yla ilişkili olayları almaya çalıştığım için İTÜ’nün son 4 yılındaki önemli bazı olayları almamak zorunda kaldım.

Mehmet Karaca rektör olarak atanmadan kısa süre önce İTÜ’de bir boykot sonuç vermişti. Vadi Yurtları merkezli olarak 3 yıl boyunca kantin boykotu yapılmış, boykot Mayıs 2012’de sonuç vermiş ve rektörlük açıklamasıyla “öğrenciler için çalışan, kar amacı gütmeyen kantin” uygulamasına geçileceği açıklanmıştı[1]. Ağustos 2012’de göreve rektör olarak “atanan” Mehmet Karaca’nın ilk yaptığı işlerden birisi, bu kararı iptal etmek olmuştu. Ardından rektörlük tarafında kantinlerin işletmesi, AKP 22.dönem milletvekili Yüksel Çavuşoğlu’nun oğlunun şirketine verilmişti[2].

Ardından okul çapında personel sürgünleri başlamış, rektörlükte çalışan pek çok idari personel sürgün edilmiş, görev yerleri keyfi olarak değiştirilmişti. Yeni rektör İTÜ’de hızlı bir dönüştürme/yandaşlaştırma/kadrolaşma hareketine mi başlamıştı? Taşeron işçilerin servisleri kullanmaları yasaklanmış, gelen tepkiler üzerine bu karardan vazgeçilmişti(2016’nın başlarında meydana gelen kaza fırsat bilinerek taşeron işçilerin servisleri kullanma hakkı, işçi düşmanı bir tutumla tekrar ellerinden alındı). İTÜ Dergisi’nin sebep gerekçe kapatılmasının yanısıra bir gelenek olmuş olan, öğrenci-öğretim üyesi tüm İTÜ’lülerin aynı masada aynı yemekhanede yemek yemesi, “öğretim üyelerine porselen tabak” gibi anlamsız bir uygulamayla yemekhaneler ayrılarak bir statü farkı yaratılma yoluna gidilmişti.

2011’de meclisten geçirilen torba yasayla ilgili olarak 2012’de üniversitelere YÖK başkan vekili imzasıyla yazı gönderildi. İTÜ rektörlüğü bu “görüş” yazısını bir emir sayarak toplamda addedilerek araştırma görevlilerinin işine birer birer son verilmeye başlandı. Bunun üzerinelerine son verilen asistanlar direnişe geçti. Toplamda işine son verilen asistan sayısı ~100’ü bulmuştu. Asistan Dayanışması rektörlükte defalarca görüşme talep etmesine karşın hiçbir zaman rektörü bulamadılar, rektör bir “halasının oğlunun düğününe gitmiş” oluyor, diğer sefer “çişe gitti daha 3 gün dönmez, haftaya gelin” oluyordu.

Aylarca süren görüşme talepleri sonuç vermeyip asistanlar birer birer işlerinde çıkarılmaya devam edince Asistan Dayanışması, Mart 2013’te rektörlüğe bir yürüyüş düzenledi. Yürüyüşle rektörlük önüne gelindi, rektörle görüşme talep edildi ama rektör yine yerinde yoktu! Bunun üzerine rektörlük birkaç saatliğine işgal edildi.

Devam eden süreçlerde mahkeme, asistanların işe iadesine karar verse de rektörlük işe almaya devam etti, ancak asistanları direnişi sonucunda köşeye sıkışan rektörlük, asistanları işe geri almak zorunda kaldı.

Aralık 2012’de RTE’nin ODTÜ’ye polis ordusuyla gelmesini ODTÜ’lü öğrenciler protesto etmek istemiş, kampüs iiçerisinde 200 öğrenciye 3600 polis 18 TOMA’lık bir ordunun saldırmasıyla olaylar büyümüştü. Olayların ardından yandaş rektörler “ısmarlama açıklama” yayınlayıp hükümete yalakalık yapmak için ODTÜ’yü kınama açıklaması yayınlarken M.Karaca İTÜ adına bu açıklamaya en önde imza atmıştı. Diğer üniversitelerde olduğu gibi İTÜ’de de öğrenciler ve öğretim üyelere açıklamaya tepki göstermiş, açıklamanın İTÜ’yü temsil etmediğini söyleyerek ODTÜ’ye destek eylemi gerçekleştirmişti.

Kulüplerin kullandığı odalar 2012’de özel işletme olan Simmit’e tahsis edilmişti. Karaca, öğrenci kulüplerinde de bir dönüşüme gitmeye başladı. Kariyer kulüpleri desteklenirken kültür-sanat-bilim kulüpleri odasız bırakıldı, bürokrasi boğuldu, bütçeleri kısıldı ve bütçe gerektiren işlerde “giden şirketler versin” tavrı takınıldı. Okul reklam panolarıyla donatılırken, üniversite-sanayi-işbirliği adı altında okul adeta şirketler için dizayn edilmeye başlandı. Okuldaki güvenlik ve sivil polis sayısı 1.5-2 katına çıktı. Güvenlik sayısını muhaliflerine karşı neredeyse 2 kat artıracak bütçe bulunurken öğrenciye, akademisyene gelindiğinde “valla para yok” denilerek, okulda bütçe gerektiren bilim ve sanat faliyetleri için İTÜ’lüler şirketlerin kapısında yatıp sponsorluk dilenmeye mecbur bırakılmaya başlandı.

2013 yılının bahar aylarında da İTÜ’de bir GDO skandalı yaşandı. ABD’den ithak edilen 23 bin ton pirincin GDO testinde İTÜ görevliydi. Moleküler Biyoloji-Genetik Araştırma Merkezi’nde ilgili testler, dünyanın her yerinde uygulanan “standart prosedürlere” uygun olarak yapılmış, pirinçlerde 2 farklı GDO ırkı tespit edilip araştırmanın raporu yayınlanmıştı. Raporun ardından Tarım Bakanı Mehdi Eker “Yok canım ne GDO’su, İTÜ ne anlar” minvalinde bir açıklama yapmış, bu açıklamayı emir sayan rektörlük hiçbir bilimsel veri sunmadan, araştırmayı yapan akademisyenin işine son vermişti. Hemen ardından da İTÜ’nün analizden çekildiğine dair açıklama yapmış ve konuyu örtbas etme yoluna gitmişti.

2013 Mayıs’ında patlayan Gezi Direnişi etkisiyle 2013 Temmuz’unda stadyumdaki mezuniyet töreninde de İTÜ rektörü büyük protestolara maruz kalmış, rektör konuşurken tüm öğrenciler sırtını dönerken veliler ıslıklarla destek vermişti.

Ancak mezuniyet günü, dışarıdan otobüslerle gelip güvenlik noktalarından rahatlıkla geçtiği belirlenen 100-200 kişilik RTE pankartlı,tekbirler getiren bir grup stadın dışında belirmişti. Öğrenci ailelerinin olduğu tribünleri taş atmışlar ve bir veli kafasından yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı. Bunlar olurken güvenlik ne yapıyordu dersiniz? Bu saldırgan grubu stadın acil giriş kapısından içeri aldı! İçeri giren grup yoğun tepkiyle karşılaşınca stadı geri terketmek zorunda kaldı. Yaşananları youtube üzerinden “Bir mezuniyet hikayesi (İTÜ 2013)” videosundan izleyebilirsiniz.

Yaşanan protestoların korkusuyla rektörlük,ertesi yıl(2014) toplu mezuniyet töreninin yapılmayacağını, çünkü stadın kapasitesinin yetersiz olduğunu açıkladı. Kapasite yetersiz açıklamasının yapıldığı günlerde İTÜ Stadyumu’nda Metallica, Lady Gaga, Justin Bieber konserleri tüm hızıyla sürüyordu. Duruma tepkiler yükseldi, rektörlük önünde eylem yapıldı, bunun üzerine rektörlük toplu şekilde tören yapılmasını kabul etti ancak törenin FB Ülker Arena’da yapılacağını açıkladı.

Yine 2013 yazında, Gezi Direnişi’nde hayatını kaybedenler anısında kampüse fidan dikilmiş, rektörlük okulda kimsenin olmadığı bir bayram sabahı fidanları söktürmüştü.

Mart 2014’de açığa çıkan ses kayıtları gündemi İTÜ’ye de sıçramıştı. Ortaya çıkan bir telefon görüşmesinde, dönemin THY başkanı Hamdi Topçu’nun kızına İTÜ’de özel kontenjan açılıyor, YÖK ve rektörlük kontenjan için ayarlanıyordu.[3]

2014 yılı Mayıs ayında Soma’da 301 madencinin öldüğü bir “iş cinayeti” gerçekleşmişti. Soma AŞ patronu Alp Gürkan Maden Fakültesi’nin danışma kurulunda yer alıyordu. Cinayet yaşanmadan 2 hafta önce İTÜ, Soma Holding’e plaket veriyordu.  İTÜ Maden Fakültesi topluma karşı olan görevini holdingin en önemli danışmanlığını yaparak gösteriyordu. Pek danışmanlık sayılmaz ya, işbirliği… Soma yaşandığında devlet tarafından “kader yüzünden oldu çok takılmayın” açıklamalarını desteklercesine İTÜ Rektörlüğü tarafından kader minvalinde açıklama yapılmıştı. İTÜ’lüler olarak bu durum karşısında acilen bir şeyler yapmamız gerekiyor diye düşündük ve tartışma amaçlı bir forum toplandık. Ani bir öneri ve kararla İTÜ Maden Fakültesini işgal kararı aldık ve fakülteyi işgal ettik. Fakülteye B kapısından girdiğinizde karşıdaki koridorda solda bir yazı görüyordunuz. Prof.Dr.Orhan Kural adına kimi kurum ve kuruluşlara teşekkür edilen bir yazı, içlerinde Soma holding de vardı tabi…  Ülkenin en iyi maden fakültesi olmakla övünen fakülte öğrencilerini yaşam odası bile olmayan Soma AŞ.’nin madenine staja gönderiyor, ancak işçi katliamının yaşanması ve ardından bizim fakülteyi işgal etmemiz üzerine “ya pardon Soma AŞ sıkıntılı bir şirketmiş farketmemişiz” düzleminde pişkin açıklamalar yapılıyordu. İşgal başlayınca okul Soma ile bütün işbirliğinin sonlandırıldığını açıkladı. Rektörlükle yapılan görüşmelere katılmak zorunda kalan Karaca, biz onun artık hayalet olduğunu düşünmeye başlamışken nurcemalini ilk defa bize gösterdi ve gerçek bir kişi olduğunu gördük. 3 gün süren işgal sonucunda ayrıca:
-İTÜ’ye Soma’yla ilgili daha kabul edilebilir açıklama yaptırdık,
-İTÜ’nün Soma Holding’le işbirliği sonlandırıldı,
-Soma katliamının sorumlularının cezalandırılması için üniversitemizin bilirkişi olarak elinden geleni yapacağı rektörlüğe kabul ettirildi,
-Üniversite bünyesinde Taşeron İzleme ve Denetleme Komisyonu kuruldu(bu komisyon zamanla işlevsizleştirildi),
-İşgali gerçekleştirenlere hiçbir soruşturma açılmaması kabul ettirildi.

Ağustos 2014’te Elektrik-Elektronik Fakültesi Laboratuvar inşaatında çalışan bir imlaat işçisinin, inşaatta çalıştığı sırada hayatını kaybettiğini de anarak geçelim. Eylül 2014’te Ezgi Başaran Radikal’de Mehmet Karaca’nın uygulamalarının eleştiren bir yazı kaleme alıyor, eleştirileri hazmedemeyen rektörlük, TİB aracılığıyla yazıyı sansürletiyordu.[4]

2015’in Ocak ayına geldiğinde bir istatistik de ortaya çıkmıştı. M.Karaca göreve getirildiğinden beri açtırdığı soruşturma sayısı 218’i bulmuştu. Bu soruşturmaların çoğunluğunu ise “duvarlara bir şeyler asmak”,”Kadın eylemine katılmak”,”Gezi eylemlerine katılmak”,”Ücretsiz çay dağıtmak”,”mail atmak” gibi absürt nedenler oluşturuyordu. Bugün herhalde açtırdığı soruşturma sayısı 500’e yaklaşmıştır. Bugün ayrıca bu soruşturmalara adli soruşturma açılması da eklendi. Soruşturmalardan bir şey çıktığından değil, soruşturmaların absürtlüğü zaten ortada, rektörlük sırf kendi muhaliflerini yıldırmak için yöntem olarak kullanıyor. Sanırım rektörlükte özel bir “muhaliflerlerime soruşturma açma birimi” kurulmuş ve her fırsatta bize 3-5’er soruşturma açmakla görevliler. Bu işlere ayrılan bütçe mi? Rektörün cebinden gidecek hali yok ya… Hani şu, akademisyene öğrenciye geldiği zaman kuş olup uçan bütçe.

Mart 2015’te verdiği bir röportajda İTÜ’ye bir cami yapılacağından bahsetmişti. Öğrenciler kalacak yurt bulamazken, yurt fiyatları bir öğrenci için çok yüksek iken cami yapılmasına tepkiler gelmiş, hatta “Budist Tapınağı İstiyoruz” imza kampanyası camiden çok imza toplanmıştı. Birkaç ay sonra teknokent alanında ağaçların kesildiği farkedilmiş, rektörlük ağaçların “hastalıkşı olduğu için” kesildiğini, bölgede “yol, kamu konutu, lojman” yapılacağını açıklamıştı. Ancak lojman inşaatının yanında bir caminin de gizlice temelinin atıldığını İTÜ kamuoyu, AKP’li Bursa Osmangazi Belediye Başkanı’nın attığı twit ile öğrenmiş oldu. Bilirsiniz aynı şeyin açılışını 3-5 defa yapmak bir AKP geleneği, Karaca da bu geleneğe uyarak Mart 2016’da AKP Sarıyer ilçe başkanlarıyla 2.defa temel atma töreni yapıp kameralara poz verdi.

Her yıl İTÜ Rock Kulübü tarafından baharın sonlarında yapılan İstanbul Rock Festivali, 2015 baharında, rektörlüğün kendi öğrencisinden astronomik kiralar istemesi nedeniyle iptal edilmek zorunda kaldı. Ayrıca, İTÜFest’ten eski bir İTÜ Şenliği geleneği olan ancak 2011’den sonra yapılamayan İTÜ Bedri Karadakioğlu Öğrenci Şenliği, İTÜ Meclisi’nden öğrencilerin çabasıyla verdiği 4 yıllık aranın ardında geleneksel şenliğin 26.sını 2015 Mayıs’ında yapmak için harekete geçti. İTÜ rektörlüğü ve KSB ile aylar süren görüşmeler başladı. Bütçe konusunda kuruş vermeyen rektörlük, sahne, ses sistemi gibi ihtiyaçlar konusunda da hiçbir destek sağlamadı. Şenlik yeri konusunda merkezi hiçbir yeri kabul etmeyen rektörlük, in-cin top oyanayan kampüsün en uzak köşelerini önerip üstüne “orada yapıp sahneyi verelim” diye rüşvet teklif etti. Süren görüşmeler üzerine vaktin de daralmasıyla İnşaat F. otoparkında yapılması kabul edildi.

Rektörün yurt sorunu konusunda harikulade çözümler bulduğu çözümler de ayrıca dikkate değerdi. Yurtlara yine okulda pek kimsenin olmadığı zamanları fırsat bilerek zam getiren rektör, yurtların kapasite sorunu da “hazırlıkta bir yıl kalanları atalım,okulu uzatanları atalım,odalardaki öğrenci sayısını artıralım” politikasıyla çözüme ulaştırılmaya çalışıldı.

Gezi Direnişi dönemlerinde ortaya çıkan merdiven boyama eylemleri İTÜ’ye de sıçaramıştı ve FEB merdivenleri gökkuşağı renklerine boyanmıştı. Bir 2015 Mayıs’ında merdivenler griye boyandı.

Haber alınması üzerine İTÜ Meclisi twitter hesabından İTÜYapıTeknik’e soruldu ve alınan “Tekrar boyayıp daha güzel yapıcaz, çiçek böcek koycaz, çogzel olcak bir bekleyin” cevabı alındı, şöyle:

Ancak tabi ki geri boyanmadı. Aradan 5 ay geçti, 10 Ekim Ankara katliamının ardından, katliamda kaybettiklerimizin de anısına merdivenleri tekrar boyadık.

Rektörün görev süresince belirgin bir özelliği de betonsever olmasıydı. AKP belediyeciliği özelliğine uygun olarak yollar kaldırımları tekrar tekrar sökülüp tekrar tekrar yapıldı. Yapıteknik’e göre her seferinde hiç akla gelmeyen aksilikler çıkıyordu, ama üzülmeyindi, okulun cebinden para çıkmıyordu.[4] Mesela bir örnek olarak, FEB’in önü 6 ay içinde sanırım 3 defa filan tekrar tekrar yapılıp geri sökülmüştü. önce komple beton konulmuş, sonra sökülmüş daha değişik yapılmış, sonra tekrar sökülüp daha değişik yapılmıştı, belki 3’ten fazladır ben daha takip edememiştim bir süre sonra. İşin komik yanı kampüste inşaat tozundan gürültüsünden geçilmezsek rektörlük “yeşil kampüs” sloganını kullanıyordu. Sanırım 2015 yılıydı, bir öğrenci arkadaşımız Simmit’te rektörler karşılaşıyor, rektöre yurtların yetersizliğini ve pahalı olmasını soruyor, rektörden aldığı cevap ise “Türkiye’de başka hangi üniversitenin kaldırımları 70 cm’den yüksek, biraz da bunları konuşun” cevabını alıyordu.

Geldik geldik 2016’ya, Şubat ayının bir sabahı uyanan Maçka öğrencileri, Maçka Parkı’nı çevrilmiş buldu. Konulması zorunlu olmasına rağmen bir bilgilendirme tabelası bile yoktu. Dozerle alana girilip deşilmişti. Öğrenciler ve araştırma görevlileri alanın rektörlük tarafından gizli saklı Sütiş’e satıldığını öğrendi. Şimdi ismini hatırlamadığım bir şirket yetkilisi 3 arkadaşımıza “ben sizin gibi öğrencileri çok severim, size burs bağlayayım” diye açık seçik rüşvet teklif etti. Arkadaşlarımız bölgeye gelen yapıteknik müdürüne belge sorduğunda ilgili müdür kaçıp gitti ve arkasından “güvenlik”ler saldırdı. İTÜ’lülerin direnişini kırılmadı ve iş makinaları bir daha alana giremedi. Şişli Belediyesi’nin durumdan haberdar olmasıyla ortaya çıktı ki alan sit alanıydı, tarihi bir alandı. Yani zaten ihalesi gizli saklı yapılmış olan, hiçbir bilgilendirme tabelası bulunmadığı için zaten hukuksuz olan inşaatta ayrıca suçlar işlenmişti. Alan tarihi alan olması sebebiyle bir kazı yapılacaksa arkeologlar eşliğinde yapılması gerekiyordu, ancak dozerle bodozlama girilmişti. Sit alanı olması sebebiyle koruma kurulundan onay alınması gerekiyordu, ancak oldu-bitti’ye getirilmek istenmişti. Yapıteknik müdürüne bunlar sorulduğunda “ben bugüne kadar hiç izin almadım ki” pişkinliğiyle cevap vermişti. Direnişçilerin alanda nöbet tutması üzerine şirket geri çekildi, rektörlük kafe yapılmaktan vazgeçildiğini açıkladı. Yaptıkları saldırı kendilerine kalmış yanlarına kar kalmış olsun, direniş geçici olarak zaferle sonuçlandı. Geçici olarak, çünkü alanda hala moloz yığınları bekliyor ve rektörlük molozları kaldırmak için adım atmıyor, sanıyorum ki rektörlük seçimlerini bekliyor.

Geldik bugüne, yeni bir rektörlük seçimleri arifesinde bizim Karaca tutuşmuş durumda… Rakibi direkt eski AKP milletvekili olunca Karaca, kendine referans bulabilmek için olsa gerek ilk yıllarında “yok canım nalakası var” derken şimdi açık seçik saray ve AKP yalakalığına başladı. RTE ve ailesinin tecavüzcü Ensar vakfında konuşma yapmasının 1 hafta sonra Karaca koşa koşa Ensar Vakfı’na gidip konuşma yapmak mı dersiniz[5], yukarıda da bahsettiğim AKP ilçe başkanlarıyla aynı cami açılışını 2.kez yapmak mı dersiniz, Ak-it gazetesine röportaj vermeler mi dersiniz[6]. Görev süresini uzattırmak için daha ne komiklikler yapacak, yerine direkt AKP’li rakibi mi gelecek bilemiyorum. Öyle ya da böyle farketmez, İTÜ rektörlüğü meşruiyetini kaybedeli yıllar oldu, gayrimeşru yönetimlere karşı her yerde verdiğimiz mücadele gibi İTÜ’de de mücadelemize devam edeceğiz sonuna kadar devam edeceğiz ve kazanacağız. AKP ve onun yalakalarına,halk düşmanlarına da açık cevap olsun, hodri meydan!

*Berkin Elvan’ın cenazesine giden İTÜ kortejinin Şişli’den fotoğrafı