İçeriğe geç

Üniversite Kültürü Üzerine

Üniversite nedir? Üniversite ismi köken olarak Latince olup “universitas magistrorum et scholarium” kelimesinden türemiştir. Anlamı, öğrenci ve alim topluluğudur. Neden ilk olarak “universitas” denilmeyip açık isim kullanıldığını yanıtlamaya çalışalım. Üniversiteler sizi mesleğe hazırlayacak kurslar değildir. Öyle olsaydı bu kurumlara üniversite değil yüksekokul denilmesi gerekirdi. Üniversite, öğrenciyi mesleğe hazırlar ancak üniversite asla bununla yetinmez, yetinmemelidir. Üniversite salt bilginin ezberlenip sınav sonrasında kenara atıldığı bir yer değildir. Üniversiteler, bölümlerindeki disiplinlerini geliştirmeyi amaçlar. Bu doğrultuda hareket ettiğinden salt ezberleme yoluna başvurmaz; araştırmayı, öğrenmeyi öğretir. Akademisyenler, lisedeki gibi öğrenci, öğretmen, ast üst ilişkisine sahip değildir. Akademisyen, araştırma yapacak öğrenciyi bildikleri doğrultusunda yönlendirecek kişidir.

Üniversitenin bu anlamda ileriyi, gelişmeyi hedeflemesi onun tarihsel konumundan dolayıdır. Üniversiteler her dönemde üretimin düşünmenin merkezi olmuştur. Bu yönüyle tarihsel olarak iktidarların karşısında konumlanmıştır. Bu konumlanışın tarihsel olarak Fransız ihtilalinden 19. yüzyıl devrimlerine, 1908 devriminden 1960’lı yılların devrimci hareketlerine, yakın tarihimizin gezi direnişine kadar üniversite bu hareketlerde taraf olmuş ve ilerici dinamiğin temel motor gücü olmuştur. Üniversiteler, öğrencilerine çeşitli bilgi olanağı sunabildiklerinden ve akademik özgürlük alanı açabildiklerinden bünyesinde çok çeşitli düşüncelerin yeşermesine imkan sağlamıştır. Bu durum sayesinde çok çeşitli üretim olanağı oluşmuş ve üniversiteler aydın yetiştiren bir kurum haline gelmiştir.

Üniversiteler sağladığı üretim özgürlüğü sayesinde bünyesinde yetiştirdiği aydın kesim ile halka yol gösteren, onlara rehberlik eden bir konumlanma almıştır. Bu konumlanma orada okuyan öğrencilerin sınıfsal konumuyla da doğrudan ilgilidir. Çünkü üniversiteler, daha çok imkanı olmayan ve fırsat eşitliği yakalamak için okuyan, dönemine göre köylü-işçi ve küçük burjuva kökenli öğrencilerden oluşmaktadır. Dolayısıyla halkın imkanları ile okuduğunu düşünen öğrenciler kendilerini halka borçlu hissetmektedirler. (Günümüz için söylemek ne kadar doğru olur bu durum üniversitenin içinin boşaltılmasıyla ne kadar ilişkilidir sorusunun cevabını sizlere bırakıyorum.) Üniversite öğrencilerinin kendilerini halka borçlu hissetmesi öğrencilerin aktif siyasete daha çok katılmasının önünü açmıştır. İşte tam da bu sebeple üniversiteler tarihsel devrimlerde her zaman önemli bir rol oynamıştır.

Üniversitenin yapısından ve tarihselliğinden gelen konumlanmasından bahsettik. Şimdi bu konumlanmanın oluşturduğu kültürden bahsedelim. Üniversite kültürü dediğimizde onu tanımlayacak en önemli iki özellik, üniversitede verilen eğitimin bilimsel ve çağdaş olmasıdır. Bilimsel olması yönünden üniversite kültürü akılcı ve araştırmacıdır. Öyle ki bilimsel olmayan görüş ve yöntemler üniversite kültürü içinde yer bulamamıştır. Çağdaş olmasıyla kastettiğim iste üniversitenin sürekli günceli yakalaması ve geri kalmışlığın karşısında olması ile ilgilidir. Üniversitede olması gereken eğitim kültürünün iki temel özelliğinin altını çizmiş olduk. Peki günümüzde üniversite eğitimi hala bilimsel ve çağdaş mı?

Üniversitelerin durumunu karşılaştırmak için üniversitelerin üretici özelliğini karşılaştırmak gerekir. Son yıllarda ülkemizde yayınlanan tezlere ilişkin yapılan araştırma üniversitelerimizin durumunu ortaya koydu. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi araştırmacısı Dr. Ziya Toprak’ın ”Türkiye’de Akademik Yazının Durumu” başlıklı araştırmasına göre 2007-2016 yılları arasında Türkiye’de bulunan 174 üniversitede şimdiye kadar hiç yüksek lisans ve doktora tezi yazılmadı. İTÜ, yayınlanan tez sayısında 6693 tez ile 5. sırada. İTÜ’de yazılan yazı size fazla gelebilir ancak ülkemizde en çok tez yazılan Gazi Üniversitesi’nde bu sayı 20.000. Maalesef ülkemizin en çok tez yazılan üniversitelerimiz ancak avrupadaki üniversitelerde yazılan ortalama tez sayısı civarında. Tezlerin ne kadarının ihtilaflı olduğu konusuna girmiyorum bile. Peki üniversitelerimiz neden üretemiyor?

Bu yazıda tam da bu soruya cevap vermeye çalışıyoruz. Üniversitelerimiz, bilimsel, çağdaş, laik bir kültüre sahip olmadığı veya olamadığı için üretim anlamında sıkıntı çekmektedir. Öğrenciler, bilgileri kullan-at mantığı ile sınav öncesi ezberleyip sınav sonrası unutmakta ve problemlerin mantığını kavramaktan çok gidiş yolunu ezberlemektedir. Şahsi fikrim öğrencilerin bu durumu tercih etmediği bu duruma içinde bulundukları eğitim sisteminin getirdiği yönündedir. Çünkü bizler mühendis, mimar adayları, düşünmeye, üretmeye değil bize biçilen rolü üstlenmeye yönlendiriliyoruz. Yani bir meseleye farklı bakarak, farklı fikirler öne sürerek araştırmacı yönümüzü geliştirmek varken kariyer kulüplerinde tanıtıma gelen şirketlerden staj kovalamak, bir ihtimal orada işe girmek için peşlerinde takılmaya mecbur ediliyoruz. Önce bu duruma bir dur demek gerek. Üniversitemizin araştıran, üreten, aydınlatan bir üniversite olmasını istiyorsak bir şeyler yapmamız gerek. Bu yazıyı üniversitemizin bize gösterilenin aksine akademik özgürlüğünü yitirmesine dolayısıyla kendisini üniversite yapan sıfatlarını neredeyse kaybetmesine karşı farkındalık yaratmak için kaleme aldım. Dönem başı sayımız olduğu için daha çok yeni giren arkadaşlarıma yönelik son bir önerimi yazarak yazıyı sonlandırıyorum:

“Onca zorluk çekerek kazandığın yer sadece lisenin devamı değil, üniversitenin özünün nasıl olması gerektiğini araştır iyi öğren. Eğer olması gerektiği gibi değilse onu değiştirmeye çalışmaktan çekinme.”•