İTÜ Sahnesi

İTÜ öğrencileri, teknik bir üniversitede okuyor olmanın yanında kültür, sanat ve sosyal bilimler alanında her daim özgür düşünen, kimliğe değil fikirlere önem veren bir öğrenci tanımı yaratmak için çalışmaktadırlar. Farklı alanlarda kurulan çeşitli kulüpler arasında kültür ve sanat kulüplerinin varlığını ve sürekliliğini sağlamak çok önemlidir çünkü okulumuzun neredeyse her yerini kaplamış bu gerici ve baskıcı zihniyete karşı durmak ve özgürlüğü savunmak kültür sanat kulüplerinin başlıca amacıdır. İşte tam da bu yüzden okul içerisinde zorluklarla en çok karşılaşan kulüpler şüphesiz ki biz kültür sanat kulüpleridir.

Geçtiğimiz sene içerisinde Taşkışla Sahnesi’nin müziği haram olarak görenlere karşı tepkilerini müzik yaparak göstermelerinin sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Bunun yanı sıra İTÜ Dans Kulübü öğrencilerine sırf özgürce dans etmek istedikleri için yapılan baskı hala hafızalarımızda. Öğrencilerin istek ve özgürlüklerini hiçe sayarak aldıkları kararlar ve uyguladıkları yaptırımlar bu kulüpleri fiilen kapatma noktasına getirmiştir. Güya öğrencilerin yanında olması gereken ÖTK ve ÖTK başkanının bu ve bunun benzeri bütün konularda rektör yanında yer alması bizlerin içinde bulunduğu durumu daha da zor bir hale sokmuştur. Okul yönetimi de bu attığı adımlar karşısında bir direnç görmedikçe bir sonraki adım için cesaret bulmuştur.

Özellikle kendi alanımız olan tiyatrodan bahsedecek olursak, zaten kısa bir süre içerisinde çıkarmaları gereken oyun için yoğun bir programda çalışan kulüp üyelerimiz aynı zamanda uzun ve karmaşık bir bürokratik süreçle uğraşmak zorundadır. Bu karmaşık sürecin yanında tiyatro toplulukları üzerinde uygulanan mekansızlaştırılma ve ödeneksizleştirilme gibi sanatı baltalayıcı yaptırımlarla okul yönetimi işimizi daha da zor bir hale getirmektedir.

Bu sorunları biraz açmak gerekirse, okulumuzda bulunan Kültür-Sanat Birliği (KSB) bnasındaki Oditoryum birçok kulüp tarafından kullanılmaktadır. Fakat bu kadar çok kulüp için bu yönde hizmet verebilen başka bir salon veya oda olmaması kulüpleri zora sokmaktadır. Bu yüzden tiyatro toplulukları olarak genelde provalarımızı hava koşulları fark etmeksizin kat aralarında minder üstünde gerçekleştirmek zorunda kalıyoruz, Taşkışla Sahnesi de benzer şekilde hemen hemen bütün provalarını Taşkışla’daki boş dersliklerde mermer zemin üzerinde gerçekleştiriyor. Hatta oyunlarını dahi böyle tiyatroya elverişsiz bir mekanda oynamak zorunda kalıyor ve bu nedenle daha az seyirciye ulaşabiliyor.

İTÜ’deki kulüpler bütün bu imkansızlıklara rağmen büyümeye devam ediyor fakat okul içerisindeki çalışma alanları okul tarafından azaltılıyor ve gün geçtikçe büyüyen kulüplere daha az imkan sunuluyor. 2016-2017 Güz Dönemi’nde KSB’deki alt fuayeye İTÜ Müzikal Kulübü için bir atölye yapıldı, bu alan daha öncesinde başka kulüpler ile ortaklaşa kullanılırken alanın küçültülmesi alanın kullanılabilirliğini azalttı. Bu karar alınırken başta biz İTÜ Sahnesi ve TİMİS Oyuncuları “bu alanı faal kullanan topluluklar olarak” bu süreçten habersiz bırakıldık. Bu tutum ise aslında KSB yönetiminin bu süreci olması gerektiği gibi yönetemediğini göstermiştir ve diğer kulüpleri zor durumda bırakmıştır.

Bunun yanı sıra bir amatör tiyatro topluluğu olarak en çok zorluk çektiğimiz durum ise ödeneksizleştirilme. Eski dönemlerde okuldan dönemsel olarak bir maddi destek sağlanabilirken içinde bulunduğumuz mevcut durumda bu destek tam manası ile kesilmiş olup sergilemek istediğimiz oyunlarımızda dekor, kostüm ve ışık gibi bazı temel ihtiyaçlarımızda yetersizliğe yol açmıştır. Bununla birlikte tiyatro toplulukları üyelerimizin fedakarlıkları ile kendi cebimizden verdiğimiz parayla bir bütçe oluşturmak durumunda bırakıldığımızdan dolayı dekor ve kostüm yetersizliğimiz prodüksüyon isteyen oyun seçiminde bizi yeri geldiğinde baltalıyor hatta o oyunu oynayamama ihtimalini doğurabiliyor. Haliyle bu da bizim sunmak istediğimiz oyun kalitesini etkiliyor ve sanatımızı özgür bir şekilde sergileyemememize sebep oluyor. Hali hazırda tiyatrolara uygulanan sansür uygulamaları yüzünden zaten oyun seçimi konusunda zorlanan topluluklarımız bir de bütçe sorunuyla karşı karşıya geldiğinde bütün bu problemler işin içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Oyun çıkarma sürecimizi bir şekilde aştıktan sonra bu sefer de karşımıza turnelerimiz ile ilgili zorluklar çıkartılıyor. En basit talebimiz olan turne otobüsü talebimiz dahi bin bir bürokratik sürece tabii tutuluyor ve genellikle de reddediliyor. Biz bu oyun döneminin en hareketli ve yoğun dönemini bir de belediyelerden otobüs kovalayarak geçiriyoruz. Şayet okul yönetimi bize bir otobüs sağlasa dahi kulübümüze dahil olurken okul tarafından bir sıkıntı yaşamayan gözetimdeki üyelerimiz ve topluluğumuzun şu anda okulumuzda öğrenim görmeyen üyeleri okul yönetimi tarafından verilen kararla otobüsümüze alınmıyor ki not ortalaması 1.80 altında olan yani gözetimde olan bir öğrencinin bir kulübe veya kulübün etkinliklerine katılamamasının kararı okul tarafından değil yetişkin bir birey olan öğrencinin kendisi tarafından verilebilmelidir. Kısaca biz kendi okulumuzu ve topluluğumuzu bir senelik emeğimiz ile temsil etmek istediğimizde okul tarafından sayısız zorlukla karşı karşıya bırakılıyoruz.

Böyle bir ortamda özgür sanat yapmak bir yana düşüncelerimizi, duygularımızı ve yaşadıklarımızı istediğimiz şekilde bile dile getiremiyoruz. En azından üniversite gibi; bir toplumun en ilerici ve üretici olması gerektiği bir yerde, daha rahat bir şekilde sanatımızı icra etmek isterdik. Fakat kendi öğrencilerinin düşüncesinden bile korkan baskıcı ve gerici bir yönetim varlığında sanat yapmak imkansız bir hal alıyor.•