İçeriğe geç

Evrene Açılan Kapı: Kızıl Gezegen Mars

İnsanlık binlerce yıllık tarihi boyunca daha verimli topraklara erişebilmek, daha fazla maden bulabilmek ve daha sıcak iklimlere ulaşabilmek gibi çok çeşitli sebeplerle dünya üzerinde çok çeşitli topraklara göç etti ve daha önce bilinmeyen sayısız yer keşfetti. İçimizde yanan merak ve keşfetme ateşi, tarihin tekerleğini ileri yönde döndürmemizi sağlayan en önemli unsurlardan oldular. Bugün ise tek gezegenli bir tür olmaktan çıkıp, türümüzün hayatta kalması ve yaşamını sürdürebilmesi için geçilmesi en zorlu ve en önemli basamaklardan biri olan çok gezegenli evreye geçişin başlangıcındayız. Mars’ı “Dünyalaştırmak”, Güneş Sistemi içerisindeki diğer kayalık gezegenler ve uydulara da açılan bir kapı olma anlamını taşıyor. Dünyalaştırılmış bir Mars bununla da kalmayıp yakın çevremizdeki ve hatta galaksimizdeki diğer sistemlere ulaşabilmek açısından bizim için bir sınır karakolu olma görevini üstlenebilir.

Tek bir gezegende yaşayan bir tür olan bizler, bunun sonucu olarak çeşitli tehlikeler altında yaşıyoruz. Yarın sabah meteor tarafından yok edilmiş bir gezegene uyanmayacağımızın(ya da uyanamayacağımızın) bir garantisi yok. Belirli bir gelecekte ise dünyamızın Güneş tarafından yutulması ve yok edilmesi veya Güneş Sisteminin dışına fırlatılması riski var. Daha kısa vadede ise küresel ısınma veya küresel çapta bir nükleer savaş gibi felaketler yerkürede türümüzün ve daha birçok türün sonunu getirebilir. Oysa birden fazla gezegende ya da birden fazla sistemde yaşayan bir türün bu felaketler karşısında hayatta kalma şansı çok daha yüksek olacaktır. Bu yüzden Mars’a ayak basmak ve orayı yaşanabilir hale getirmek, türümüzün hem yakın hem uzak geleceği ve Evren’deki yaşamın devamı açısından en önemli olaylardan birisi.

Mars’a Ulaşmak ve Bir Hayal
Mars Koloni Aracının Mars yüzeyine inişi, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si tarafından canlı yayınla televizyonlardan, sokaklarda kurulan dev ekranlardan izlenecek, bu noktada sinyallerin Dünya’ya ulaşması 20 dakika sürecek. Bu nedenle Dünya’daki insanlar acayip bir zaman ve uzay bükülmesine tanık olacak. İnsanlar uzay gemisinin Mars toprağına doğru alçalmasını izlerken, bir aksilik çıkmış olması durumunda gemideki dört astronot çoktan ölmüş olabilecek.

Dünya ile Mars’ın benzer yanları vardır. Mars yüzeyi dünyadaki bazı bölgelere —A ntarktika’daki kuru vadilere ya da Hawaii volkanlarındaki yüksek rakımlı çöllere—çok benzer. Oldukça zorlayıcı birçok etken de söz konusudur. Bir Mars günü, Dünya’daki bir günden 39 dakika 25 saniye daha uzundur. Mars yılı ise Dünya’dakinden çok daha uzundur: 687 gün. 46 Bu nedenle mevsimler de Dünya’ya göre iki kat uzundur. Mars’ın yörüngesi oval şekillidir. Bu da kış ile yaz arasındaki mevsimsel değişimlerin Dünya’ya oranla daha keskin olduğu anlamına gelir. Güney yarımkürede yazlar daha sıcak geçerken, kuzey yarımkürede çok daha sert bir kış yaşanır. Bu nedenle Mars yerleşimcileri iki ayrı kamp kurmaya karar vermiştir. Yazları güney yarımküredeki, kışları ise kuzey yarımküredeki kamplar kullanılacaktır.

Ancak şimdi ilk yapılması gereken 24 saat içerisinde suya ulaşımı sağlamak. Mars yüzeyinde hem beslenmelerine hem de oksijen üretmelerine yetecek kadar su olup olmadığını belirlemeleri gerekmektedir. Astronotlar inecekleri krateri, NASA uydusu bu kraterde su buzu tespit ettiği için özellikle seçmiştir. Tespit edilen parıltının buz olmaması durumunda, yeraltında su arayacak radarları kullanmaları ve yakınlarda, Mars yüzeyinde yoğun su olan başka bir yer bulmaları ve tespit edilen yeri kazmaları gerekecektir. Bir sonraki uzay gemisi gelmeden önce (iki yıl sonrasında) astronot, regolitten yaptıkları tuğlalarla kalıcı binalar inşa etmiş olacak.

Bugün hava güneşli ve nispeten sıcaktır—yaklaşık 10 derece—ancak havanın kararmasıyla birlikte sıcaklık düşecek, ortam Güney Kutbu’na dönecektir. Astronotlar, yazları 21 dereceye ulaşan ılık hava koşullarından yararlanmak amacıyla ekvator yakınlarına inmiştir. Ancak geceleri sıcaklık -70 dereceye kadar inebilmektedir. Mars’taki bu koşullar nedeniyle binaların astronotları hem soğuktan hem de ince atmosfer tabakası nedeniyle neredeyse hiçbir engelle karşılaşmadan yüzeye ulaşan güneş ışınlarının etkisinden koruması gerekmektedir.

Bu kâşifler sadece Mars’ı ziyaret eden, yerleşen insanlar değil, tüm gezegeni yeniden şekillendirmeye, yaşanabilir hale getirmeye—atmosferini karbondioksit açısından insanların soluk alıp verebileceği kadar zenginleştirmeye, ısıyı -60 derecelerden daha makul bir seviye olan -6 dereceye çekmeye, kuru nehir yataklarını ve gölleri suyla doldurmaya, bu sıcaklıkta ve karbondioksit açısından zengin bir ortamdan yetişebilen bitkiler ekmeye—yönelik büyük bir planın parçalarıdır. Bu astronotlar belki binlerce yılda tamamlanabilecek, ancak tamamlandığında insanlar açısından ikinci bir yuva, daha uzak ufuklara ilerlememizi sağlayacak bir sınır karakolu yaratacak bir planın ilk adımlarını atacaktır.

Bu kâşifler, etkilerini ileride gösterecek bir yolculuğa çıkmıştır. Temel görevleri, uzay gemilerinin düşük yer çekimli bir gezegende rahatça iniş kalkış yapmasına olanak verecek limanlar kuran bir uzay kolonisi oluşturmaktır. Bu sayede insanlar güneş sisteminin uç noktalarına yolculuk yapabilecektir. Roketlerin yakın gelecekte Mars’a inmesi, büyük bir keşiften çok daha önemli bir an olacaktır. Bu iniş, bir anlamda insanlığın sigorta poliçesidir. İnsan ırkının yeryüzünde varlığını sürdürmesinin önünde gezegenimizdeki çevresel yıkımı engelleyemememiz, nükleer savaş olasılığı gibi birçok ciddi tehdit bulunmaktadır. Tek bir göktaşının çarpması bile çok sayıda insanın ölümüne yol açabilir. Üstelik Güneş zamanla genişleyerek dünyayı yok edecektir. Bütün bunlar meydana gelmeden, uzayda yaşamını sürdürebilen bir tür halini almamız, sadece başka bir gezegende değil, başka güneş sistemlerinde de yaşayabilecek hale gelmemiz gerekir. Mars’a göç eden ilk insanlar, insan ırkının devamı açısından umudumuz olacaktır. Kuracakları minik üs zamanla bir yerleşim bölgesine dönüşecek, belki yeni türler bile serpilip gelişecektir. Yüzlerce roket daha Mars’a gönderilecektir. Hedef birkaç on yıl içinde 50.000 kişilik nüfusa ulaşmaktır. Bu insanlar, yeryüzü yok olsa bile, insanlığın ortak bilincini ve başarılarını muhafaza edebilecektir.

Mars’ta Yaşam
Mars’ta bir koloni kurabilmek için orada insanların yaşayabileceği Dünya’dakine benzer bir ortam yaratmamız gerektiği açık bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Tabi bunu yaratabilmek için aşmamız gereken bazı problemler olacak. İnsanların yeryüzünde hayatta kalabilmek için dört şeye ihtiyaçları var: gıda,su,barınak ve giyecek. Mars’ta hayatta kalabilmek içinse bunlara ek olarak radyasyon ve oksijen problemlerinin aşılması gerekiyor.

Su sorunu
Su yoksa yaşam da yoktur. İnsanlar su olmadan en fazla 3 ya da 4 gün yaşayabilirler. Suyun bir diğer önemi ise -Mars’ta kimsenin serbest halde oksijen bulma gibi bir umudu olmadığına göre- oksijen üretmekte kullanılacak olması. Dolayısıyla insanların Mars’ta hayatta kalması açısından en önemli unsur sudur, özellikler Dünya’dan taşınamayacak kadar ağır olduğu düşünüldüğünde. Eğer Mars’ta umduğumuz gibi su bulunamazsa orada yaşamak imkansız hale gelecek. Mars’a gönderilen insansız uzay araçların48 dan toplanan bilgiler regolit adı verilen Mars toprağında donmuş halde de olsa su bulunduğunu gösteriyor. Dolayısıyla belirli atmosferik koşullarda Mars yüzeyinde su belirebilir ancak atmosfer yoğunlaşana ve yüzey ısısı artana dek su akışı gerçekleşmeyecektir.

Mars’ta su bulmak zor olmadı ancak bunu sıvı hale getirmek kolay olmayacak. Su sorununun en önemli kısmı suya ulaşmak için harcanacak enerji miktarından kaynaklanacak. Bulacağımız suyun büyük kısmı regolit karışmış buz olacak. Su ancak balyozla kırılabilecek donmuş toprak halinde olacak. Bununla da kalmayacak, buzu sıvılaştırmak da bol miktarda enerji, karmaşık teknikler ve çok enerji harcayan makineler gerektirecek. İlk yerleşimciler saf buzdan oluşan küçük bir göl bulursa kendilerini çok şanslı saymalı. Buna ek olarak astronotlar Mars yüzeyini bir miktar kazarak, yüzey altı sularına da ulaşmaya çalışacaklar. Bu kuyulardan da su çıkarmak için fırınlar ve arıtma cihazları gibi özel aletler gerecek aksi halde kazma işi buz volkanları oluşturur ve su yüzeye çıkar çıkmaz donar.

Peki ya ilk astronotlar regoliti işlemden geçirme, toprağı kazarak suya ulaşma ya da buz kalıplarını çıkarma girişimlerinde başarısız olursa ne olacak? Neyse ki iyi bir yedek plan söz konusu. 1998 yılında Washington Üniversitesi tarafından yayınlanan bir araştırmada, Mars atmosferinden insanların yaşamına yetecek kadar su elde edebilecek su buharı soğurma reaktöründen söz ediliyor. Mars atmosferi sandığımız gibi kuru değil oldukça nemlidir. Birçok mevsimde ve bölgede nem oranları yüzde 100’e kadar ulaşmaktadır.

Bütün bunlara ek olarak su elektroliz yöntemiyle oksijen ve hidrojene ayrıldığında roket yakıtı da elde edilmiş olunuyor. Çünkü roket yakıtlarının ana maddesini genelde oksijen ve hidrojen oluşturuyor ve bu yakıt eve dönüş yolculuklarında kullanılabilir.

Oksijen Sorunu
Suyun ardından oksijen sorunu gelir. Dört dakika oksijensiz kalırsak beynimiz hasar görür. Oksijensizlikten kaynaklanan ölüm eşiğinin de 15 dakika olduğu tahmin ediliyor. Uzay tulumunda oksijen kalmazsa sadece karbondioksit solunmaya başlar ve çok geçmeden bilincinizi yitirirsiniz. İnsanlar soludukları havadaki karbondioksit oranının yüzde 5’i aşmasına sadece çok kısa bir süre dayanabilir. Bu açıdan Mars atmosferi oldukça uygunsuz bir yer olarak görünüyor. Atmosferde neredeyse hiç oksijen bulunmuyor. Mars’ın havası yüzde 2 azot, yüzde 2 argon, yüzde 95 karbondioksit ve az miktarda karbon monoksit ile oksijenden oluşuyor.

Mars atmosferinde serbest oksijen oranı yüzde 1’den az olmasına rağmen Mars’ta bol miktarda oksijen bulunuyor. Bunun sırrı atmosferin büyük çoğunluğunu kaplayan karbondioksitin yüzde 72’sinin oksijenden oluşması. Bu da bol miktarda oksijen bulunduğu anlamına geliyor.

Mars’ta çıkarılacak olan su da ise çok daha fazla oksijen bulunuyor, suyun kütlesinin yaklaşık yüzde 89’u oksijenden oluşuyor. Bu kaynaklar ve bildiğimiz ve dünyada her gün kullandığımız kimyasal yöntemler kullanılarak oksijen üretmek mümkün görünüyor.

Gıda Sorunu
Mars’ta hayatta kalmak için temel gereksinimlerden biri de gıdadır. İlk Mars kolonisi üyeleri ister istemez vegan olmak zorunda olacak çünkü hayvan yetiştirmek çok daha zor. İlk astronotların ekvator yakınlarına inmesi durumunda, hava şişirilebilir seraları kullanabilecek kadar sıcak olacaktır. Bu seraların çok iyi yalıtılmış olması ve gün boyu güneş ısısını emen taşlar, geceleri yaşanacak keskin ısı düşüşlerini telafi edecek elektrikli ısıtma sistemleri gibi yöntemleri kullanması gerekecek.

Mars seraları için gereken basınca dair farklı hesaplamalar olsa da dünyadakinin 10’da biri kadar bir basıncın yeterli olacağı düşünülüyor. Ancak Mars’ın Dünya’dakinin yaklaşık yüzde 38’i kadar olan yerçekiminin bitkiler üzerindeki etkisinden tam emin olunamıyor.

Hangi bölgeden alındığına bağlı olmakla birlikte Mars regolitinin bitki yetiştirmeye uygun olacağı düşünülüyor. İnsansız araçların aldığı örnekler Mars yüzeyinde smektit adı verilen, Dünya’da yaygın olarak bulunan ve genelde kedi kumu olarak kullanılan bir 50 tür killi toprağın bulunduğunu gösteriyor. Suyu hızlı bir şekilde emen bu toprak bitki yetiştirmek için uygun olarak görülüyor. Bununla birlikte Mars toprağının fazla asitli ya da alkalin olma ihtimali bulunuyor. Bu durumda toprağın ıslah edilmesi ve azot gibi maddelerle beslenmesi gerekiyor.

Buna ek olarak hidroponi denilen sadece suyla ve topraksız olarak bitki yetiştirilen yöntemin başarı şansı daha yüksek olarak görülüyor. Tabii bunun için suyun bulunması ve sıvı halde olması gerekiyor.

Mars’ta yetiştirilecek ürünlerin olabildiğince besleyici olması ve olabildiğince az yer tutması gerekir. Protein ve lif açısından zengin olan fasulye Mars mutfağının ana besini olabilir. Ancak hangi bitkilerin ekilmesi gerektiğine dair araştırmalar henüz tamamlanmış değildir. Bitki ve yemek artıklarından elde edilen organik gübrede mantar da kolaylıkla yetiştirilebilir.

Barınma ve Giyinme Sorunu
Mars’taki ilk dönemde bitkiler gibi insanların da Mars koşullarında hayatta kalmalarını sağlayacak özel kıyafet ve barınaklara ihtiyacı olacak.
Metal uzay gemileri ve şişirilebilir binalar, Mars’ın zorlu iklim koşullarında kalıcı çözüm olamaz. İki tür radyasyonla -Güneş’ten gelen solar radyasyonla ve kozmik radyasyonla- baş edilmesi gerekecek. Solar radyasyon, insanların sahilde fazla güneşlendiğinde maruz kaldığı radyasyondur; Güneş’ten kopan ve Dünya’nın atmosferini aşmayı başaran enerji yüklü parçacıklar. Kozmik radyasyon ise Güneş Sistemi dışındaki çeşitli uzay cisimlerinden gelir. Dolayısıyla çok daha tehlikelidir. Dünya’da kozmik radyasyon büyük ölçüde kalın atmosfer tarafından engellenir. İnsan cildi kozmik radyasyonu engelleyemez; kozmik radyasyon kalın metalleri bile aşabilir.

Kızıl Gezegen’in ince atmosfer tabakası solar radyasyona karşı makul bir koruma sağlayabilir ama kozmik radyasyonu engelleyemez. Bu nedenle Mars’ta yaşayan insanların toprağın olabildiğince altında yaşaması gerekecektir.

Robert Zubrin’in, Mars Direct önerisinde ise Mars regolitinden yapılacak tuğlaların kullanılmasını öngörülüyor. Yan yana sıralanan bir dizi kubbeli bina, bizi hem soğuktan hem de radyasyondan koruyabilir, özellikle binalar 3-4 metre kalınlığında regolitle örülürse.

Mars’ı Dünyaya Benzetmek
Biz insanlar olağandışı yaşam koşullarına uyum gösterme, Amazon yağmur ormanları, Grönland’ın buz tabakaları gibi zorlu koşullarda kolaylıkla yaşama konusunda başarımızı kanıtlamış bir türüz. Bununla birlikte, oksijen ünitelerinin, oksijen düzeylerini takip etme gereksiniminin ve Mars’ın keskin soğuğunun bizi yoracağı kesin. Bu yüzden çabalarımızı Kızıl Gezegen’in atmosferini nefes alınabilir hale getirmeye ve yüzey ısısını arttırmaya yönelmemiz gerekiyor. Yüzey ve atmosfer ısısını arttırmak daha kısa vadeli bir hedefken, solunabilecek bir atmosfer yaratmak ise binlerce yıl sürebilecek süreçlerden geçilmesini gerektirecek gibi görünüyor.

Bu noktada, Mars’ın evrimini araştıran ve 1960’lardan beri gönderdiğimiz uzay araçlarından gelen verileri inceleyen birçok bilim insanının, gezegende bir zamanlar nehirlerin aktığına, göllerin ve en az bir okyanusun, nemli bir atmosferin ve muhtemelen canlıların bulunduğuna inandığını belirtmek gerekiyor.

Neyse ki insanlar açısından su, atmosfer yoğunluğu ve sıcaklık arasında bir bağlantı var. Genel durum basitçe şöyle: Mars’taki ısıyı yükseltebilirsek, donmuş haldeki gazlar çözünecek, atmosferi dolduracak ve yoğunluğu arttırarak bir sera etkisi yaratacak. Sıcaklıklar başta ekvator yakınındakiler olmak üzere arttıkça yüzeydeki buzlar eriyecek, sular akmaya başlayacak. Sıvı haldeki su ve uygun bir atmosfer yerleşimcilerin seralar dışında da tarım yapmasına olanak sağlayacak. Bunun sonuncunda bu bitkiler atmosferdeki oksijen oranını arttıracak. Yani tıpkı Dünya’da olduğu gibi, Mars’ta da yaşamın temeli ve ekolojik ortam unsurları birbirlerine sıkı sıkıya bağlı.

Mars’ı yaşama uygun hale getirmek muhtemelen inanılmaz derecede pahalı olacak ve insanların Mars yüzeyinde rahatça gezinmeye başlayabilmeleri için binlerce yıllık bir süre geçmesi gerekecek. Ancak Mars’ın uygun kesimlerindeki sıcaklığı birkaç derece bile arttırabilirsek, ilk astronotların Mars yüzeyine ayak basacağı düşünülen 2027 yılına göre çok daha uygun yaşam koşulları sağlamış olacağız. Birkaç yüzyıl içerisinde de dışarıdaki yaşama dair çok önemli değişikleri gerçekleştirmiş olabileceğiz.

Mars’ın yüzey ve atmosfer sıcaklıklarını arttırmaya yönelik birkaç senaryo var. Birçok açıdan en cazip ve sonuçlarını en çabuk görebileceğimiz yaklaşım, güneş ışınlarını yüzeye yansıtan devasa aynalar kurmak olacak. Bu yöntem özellikle, buz tabakasının üstü kuru buzla örtülü güney kutbu bölgelerinde etkili olacak. Hayata geçirilmesi durumunda birkaç yıl içerisinde derelerin akmaya başladığını görebiliriz. Bu amaçla kullanılan aynaların yaklaşık 250 km eninde olması gerektiği öngörülüyor. Bu büyüklükteki aynalar yeterli ısıyı sağlayabilir ve Lagrange noktaları olarak adlandırılan Mars’ın ve Güneş’in çekim kuvvetinin eşit olduğu noktalara sabit birer uydu olarak yerleştirilebilir.

Bir diğer olası ısınma senaryosu ise meteor kuşağından donmuş amonyak barındıran irice bir kaya bulmak. Bol miktarda amonyak içeren bir göktaşının Mars’la çarpışması en az iki sonuç doğurur: Mars’ı ısıtacak ısıyı yayar ve sera gazı salınımını sağlar. Tek bir büyük göktaşının doğru yere çarpması bile Mars’ı 3 derece ısıtmaya yeter. Ancak bu çarpışma felakete de yol açabilir: bir nükleer kış senaryosunu hayata geçirebilir. Atmosferin toz-toprakla kaplanmasına ve ısının artmak yerine düşmesine neden olarak, gezegenin yaşama uygun hale getirilmesi sürecini geciktirebilir.

Dünya’da belirli flor bazlı gazların karbondioksit ve su buharından daha etkili sera gazları olduğunu acı bir şekilde öğrendik. Bunun örneklerinden biri kloroflorokarbonlardır(CFC). Fakat bu gazlar Mars’ta aradığımız çözüm olabilir. Dünya’da fabrikalarda perfloroklorokarbon(PFC) oluşturmak için kullanılan elementler Mars’ta doğal olarak bulunuyor. Ancak Mars atmosferinde bir değişim yaratabilecek kadar sera gazı üretebilmek için binlerce kişinin çalışacağı devasa fabrikalara ihtiyaç var. Bu açıdan: Mars’ta ilk kentler kurulana dek hayata geçmesi mümkün görünmüyor.

Mars’ı ısıtmanın en ucuz yolu ise azotu su ve amonyağa dönüştüren ya da su ve karbondioksit kullanarak metan üreten bakteriler kullanmaktır. Bu işin püf noktası sudur. Su elde edebilmek için gezegeni ısıtmalıyız ancak su olmadan da gezegeni ısıtamayız. Belirli işlevler üstlenen, genetik yapısı değiştirilmiş bakteriler üretme konusunda ustalaşmış durumdayız. Eğer Mars regolitindeki mineral kaynaklarında yaşayabilen bakteriler üretebilirsek, Mars kısa sürede sıcak bir yer halini alacaktır.

Mars’ı suların akmasını sağlayacak kadar ısıttığımızda dünyada yetişen, karbondioksit açısından zengin Mars atmosferinde rahatlıkla çoğalacak bitkileri Mars’a ekebiliriz. Bitki örtüsü yayıldıkça oksijen üretimi artacaktır ve yaşama daha uygun bir atmosfer oluşacaktır.

Bahsedilen bütün bu yöntemler bugünkü teknolojik ve bilimsel birikimimizle hayata geçirebilecek olgular. Elbette ki bu yöntemlerin oldukça karmaşık ve yüksek maliyetli olması öngörülüyor. Ancak binlerce yıl sürebilecek bu süreçlerin tamamının öngörülen maliyetinin yaklaşık olarak Dünya’daki bütün ülkelerinin bir yıllık askeri harcamalarının toplamına denk geldiğini söyleyelim.

Sonuç Yerine
500 yıl kadar önce Ferdinand Macellan, beş gemiyle batıya doğru denize açılarak Avrupalıların daha önce hiç görmediği topraklara doğru yola çıktı. Hedefi doğuya açılan yeni bir geçit bulmak olan Macellan’ın görevi oldukça zorluydu. Kolomb’un ve diğerlerinin geçmişteki girişimlerine rağmen, kimse gemilerin Atlantik’ten Pasifik’e geçip geçemeyeceğinden emin değildi. Filoda 2 yıllık yolculuğa yetecek malzeme vardı ancak yolculuk 3 yıl sürdü. Biri hariç gemilerin tamamı ya kayboldu ya da battı. Macellan da Filipinler’de dost canlısı olmayan bir kabile tarafından öldürüldü. Hayatta kalmak zordu ve tamamen insanların maharetine bağlıydı.

Keşifler Çağını başlatan bu seyahat her şeyi değiştirdi. Okyanusların ötesindeki kıtalar ve uygarlıklar birbirine bağlandıkça, bilinen dünyanın sınırları iki katına çıktı. Hayal bile edilemeyen yeni kaynaklara ulaşılır oldu. Bir zamanlar çok uzak gelen mesafeler yakınlaştı. İmparatorluklar yıkıldı, imparatorluklar kuruldu. Bitkiler, insanlar, hayvanlar dünyayı dolaşmaya başladı. Avrupa mısırla, Amerika atlarla tanıştı. Hastalıklar da kıta değiştirdi. Kimi ekonomiler canlanırken, kimileri çöktü. İnsanların dünya hakkındaki bilgileri katlanarak arttı. Sanayi Devrimi başladı. Aristokratların egemenliği yıkılarken, kaynakların ve üretim araçlarının egemenliği burjuvaziye geçti ve kapitalizm çağı başladı. Ardından kendi pazarlarıyla yetinemeyen kapitalist ülkeler sermaye ihraç ederek sömürgeler kurdular ve emperyalizm kavramı ortaya çıktı. Emperyalizmin iç çelişkileri dünya savaşları yaşanmasına sebep oldu ve günümüze doğru gelen tarihi olaylar yaşandı.

İlk işaret fişeğini Macellan’ın ve Kolomb’un yaktığı bu ortamda, belirli bir tarihsel birikimin patlaması sonucu olumlu ve olumsuz yönleriyle birlikte tarih tekerleğinin ileri doğru yuvarlanışı bir anda çok hızlanmış oldu. Keşifler çağını bu zıt yönlerinden bağımsız bir şekilde ele alamayız. Bir yandan insanlığın bilgi ve teknolojik birikimi patlama yaşamışken yaşam kalitesi yükselmişken, bir yandan da bu birikiminin savaşlara ve sömürüye harcandığını gördük. Burada dikkat çekmek istediğim nokta ise şu, yeni bir keşifler çağının başlangıcında olabiliriz. Bir insanın yaşam süresi içerisinde torunlarımızın Mars’ta doğduğunu, Mars’ın ve Güneş Sistemi’nin kapılarının insanlığa sonuna kadar açıldığını ve belki de yakınımızdaki yıldız sistemlerine insansız araçların ulaştığını görebiliriz. Evren’de üzerinde yaşam olduğunu bildiğimiz tek gezegen olan Yerküre’nin yaşadığı tehlikeler de göz önünde bulundurulduğunda insanlığın bu süreçte yapacakları Evren’deki tüm yaşamın kaderini de etkileyebilir.

Tüm bu süreç sonunda yaşam tek bir gezegenle sınırlı kalmayabilir, tüm güneş sistemini kapsayabiliriz. Bir gezegen boyutlarında bir şeyi yeniden şekillendirme becerimiz gelişebilir. Dünya ihtiyaç duyduğu madenlere ve doğayı kurtarmak için gereken teknik bilgi seviyesine ulaşabilir. Eğer yanlış yola saparsak, eğer geçmişteki hataları tekrarlarsak, sonuçlar yıkıcı olabilir. Ancak doğru bir şekilde hareket edersek, bunun için mücadele edersek, insanlığın geleceği açısından olağanüstü faydalar söz konusu olabilir.