Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim aralarındaki farkın yeterince anlaşılmadığı iki kavram. Kelimeler oldukça açık fakat beraberinde kabul edilegelmiş tanımlar, toplumsal etiketlerin kişinin beyanından öteye geçmesi kafa karışıklığına yol açabiliyor. Toplumsal cinsiyet çalışmaları çok yeni ve kapsamlı olduğu için öncelikle tanımları bilmenin faydalı olacağını düşünüyorum.
Cinsiyet, biyolojik anlamda dişi, eril, interseks (örn. XX erkek) şeklinde, toplumsal anlamda kadın ve erkek olmak üzere ikili(binary) sistemde şekileniyor. Doğar doğmaz kundak renklerimizden başlanarak kadın/erkek olarak etiketlendiriliyoruz devamında ise mavi ya da pembenin getirdiği cinsiyet rolleri -kıyafet, hareket, saç, hatta duygusal olmanın ölçütü- yükleniyor. İlk olarak, cinsiyet kimliği bireyin kişisel olarak deneyimlediği cinsiyettir ve kişinin kendisi için tanımladığı cinsiyet kimliği toplumsal olarak atanan ve/veya biyolojik cinsiyeti ile paralel olmak durumunda değildir. Cinsiyet kimliği tanımlarına gelecek olursak; biyolojik cinsiyet ile ait hissedilen cinsiyet paralel ise kişi cis kadın veya cis erkek şeklinde tanımlanıyor. Biyolojik cinsiyet ve ait hissedilen cinsiyet uyuşmuyor ise trans ifadesi kullanılıyor. Trans, biyolojik karşıtlığı ifade eden bir önektir. Örneğin kişi kendini transeksüel bir erkek olarak tanımlıyorsa cinsiyet kimliği trans erkek değil, sadece erkektir. Cinsel kimlik sorulduğunda soruyu bilinçli olarak ‘’trans erkek’’ olarak cevaplamak ise hata değil, kişinin politik duruşuyla alakalıdır. Transeksüellik tamamlanmış bir değişim olarak düşünülüyordu fakat artık değişim geçirme ihtiyacının olup olmadığı hatta değişimin boyutu kişinin kararına bağlı ve cinsiyet ifadesinde kişinin beyanı esastır.
Kişi cinsiyet kimliğini iki cinsiyet arasında veya dışında tanımlayabilir. Bu başlık altında cinsiyet kimliklerini başlıca şu şekilde gruplandırabiliriz: kendini hem erkek, hem kadın olarak görenler çift cinsiyetli (pangender), kendini erkek ve kadın cinsiyetlerinin dinamik bir karışımı olarak görenleri akışkan cinsiyetli (gender fluid), kendini erkek veya kadın olarak görmeyenler cinsiyetsiz (agender/nongender), kendi cinsiyetlerini herhangi bir tanımlama altına sokmak istemeyenler kuir (queer) şeklinde tanımlanıyor. Cinsel yönelim ise kişinin cinsel ve/veya romantik anlamda ilgi duyduğu/duymadığı cinsiyet(ler) ile alakalıdır. Cinsel yönelimlerin kökenleri henüz bilimsel olarak gösterilmiş değildir.

Her tür cinsel yönelimle ilgili genel kabul cinsel yönelimin bir seçim/ tercih sonucu olmadığıdır. Bireyler hayatlarının herhangi bir döneminde hangi cinsiyetten kişilerden hoşlanacaklarına, aşık olacaklarına, cinsel olarak uyarılacaklarına karar vermezler. Böyle bir karar süreci heteroseksüel bireyler için de geçerli olmadığı gibi (yani bir kadın hayatının geri kalanında cinsel ve duygusal olarak erkeklere yöneleceğine karar vermediği gibi), heteroseksüellik dışında cinsel yönelimi olan kişilerde de söz konusu değildir. Cinsel yönelim seçilen değil, fark edilen, karşı karşıya kalının bir durumdur. Cinsel kimlik ise kişinin cinsel yönelimine direkt olarak etkide bulunmaz. Yani transeksüel bir birey için heteroseksüel/biseksüel/aseksüel/ lezbiyen ifadesi de kullanılabilir, biri cinsiyet kimliği diğeri ise yönelimidir. Kişi karşı cinsine ilgi duyuyorsa heteroseksüel/straight, kendisi aynı cinse ilgi duyuyorsa homoseksüel/ gay/lezbiyen, her iki cinsiyete ilgi duyuyorsa biseksüel şeklinde tanımlanıyor. Aseksüellik cinsel olarak, aromantiklik romantik anlamda ilgi duymamaktır ve kişilerde ayrı ayrı veya birlikte görülebilir. Poliseksüellik ikiden fazla cinsiyete ilgi duymak, panseksüellik/ omniseksüellik/ antroseksüellik tüm insanlara ilgi duymak şeklinde tanımlanıyor.
Tanımlarken ‘’ilgi duymak’’ demekten kasıt sadece seks değil, romantizme dahil olan duygusal ilişki, aşk, tutku, el ele tutuşmak gibi eylemleri de içine alır. Yıllar önce yapılan çalışmalarda bilim insanları sadece seksi ele aldılar, seks üzerine yapılan çalışmalarda terimlere de ‘’… seksüel’’ eki getirdiler. Çalışmalar sonradan genişletildiğinde terimleri değiştirme ihtiyacı hissedilmedi ve bu haliyle kullanılmaya devam ediliyor. Buna rağmen sözlük anlamları hem seksi hem romantizmi kapsıyor.
Bahsettiğim cinsiyet kimliği, cinsel yönelim yerine hala cinsel ‘’tercih’’ veya cinsel ‘’seçim’’ kelimeleri kullanılıp kişinin kimliğin önemli bir parçasının ‘’değiştirilebilir’’ olduğu düşünülüyor. Beraberinde homofobi, transfobi, bifobinin geldiği bu “heteroseksist” yaklaşım nefret, hatta cinayet suçlarıyla sonuçlanabiliyor. Ayrımcılık olarak heteroseksizm, dünyanın birçok hukuk düzeni ve toplumunda gey, lezbiyen, biseksüel bireyleri ve diğer cinsel azınlıkları çeşitli sivil haklar, ekonomik fırsatlar ve toplumsal eşitlik bakımından ikinci sınıf vatandaş olarak nitelendirir. Heteroseksizm sadece homoseksüelleri ya da transeksüelleri etkileyen bir ideoloji değil, heteroseksüelleri de tek tipleştiren, tek tip olmadıkları yerleri her daim törpüleyen bir ideoloji. Haliyle heteroseksizm karşıtlığı sadece lgbti bireylerin savaşı olmaktan öteye geçip farkındalık sahibi her insanın mücadelesi olmalıdır.
