AKP hükümeti döneminde “Türkiye ekonomisinin lokomotifi” olarak nitelendirilen inşaat sektörü son on yılda sektörün kriz yılları olan 2008-2009 hariç tutulduğunda yüzde 11 oranında büyümüştür. Sektörün ekonomi içerisindeki doğrudan payı %8, dolaylı payı ise kendisine bağlı farklı sektörler (demir, beton, kereste, beyaz eşya…) hesaba katıldığı zaman %30 düzeyindedir.
Sadece rakamlarla ilgilenen ve uzun vadede bir şekilde inşaat sektörüne yatırım yapıp zengin olma hayalleri kuran okur yazının bundan sonraki kısmında okumaya değer pek bir şey bulamayacaktır. Kalanlarla devam edecek olursak, bu rakamlar ne anlama gelmektedir? Bitmeyen kentsel dönüşüm projeleri, yıkılıp yerine lüks konutlar ve iş merkezleri yapılan yoksul mahalleleri, şehrin dışına atılıp edindirildikleri ev sahipliğinin kredi borcunu ödeyemeyen aileler, denetimsiz şantiyelerde katledilen taşeron işçiler, şehir merkezlerinde çocukları ezen hafriyat kamyonları, kesilen ağaçlar, yakılan tarlalar, dikilen çimento fabrikaları, zehirli su kaynakları… İnşaat sektörü Türkiye’de her ne kadar GSMH’de önemli bir paya sahip olup yüksek sayıda istihdam sağlasa da şehirleri yaşanmaz hale getirmekte ve çevre katliamına neden olmaktadır. Sektörün neredeyse tamamı faaliyetlerini taşeron firmalarla sürdürmekte, iş güvenliği sağlanamayıp sağlıklı bir çalışma ve barınma ortamı oluşturulmamaktadır, yapılan yasal düzenlemelerle kamu arazileri kamuya hizmet etmekten çıkarılıp yandaşlara sermaye aktarmanın kolay yolu halini almıştır.

Hükümetin yapıyor olmakla övündüğü yollar yeşil alanlarla sürekli yakın temas içerisindedir. AKP’nin yolları Kuzey Ormanları’ndan, Atatürk Orman Çiftliği’nden, Maçka Parkı’ndan, ODTÜ ormanlarından, Karadeniz yaylalarından, zeytinliklerden geçer. Ekolojik yıkımın yollarıdır. Üstelik ağaçlar sadece yol yapımı için değil, otel ve toplu konut projeleri için, taş ocağı ve maden için, termik santral için hidroelektrik santralleri için hatta manasız bir şekilde meydan ve park yapmak için dahi kesilmektedir. Kentlerde yeşil alanlar her geçen gün azalmakta ve/veya nitelikleri kaybolmaktadır. Afet toplanma alanları ya da afet durumunda toplanılabilecek herhangi bir boşluk özellikle büyük şehirlerde yok denecek kadar azdır. Estetikten ve çevre duyarlılığından çok uzak bir şekilde sadece beton döküp dökülen betonu satmak üzerine gelişen ekonomik yatırım modeli kentleri yaşanmaz hale getirmiştir. Kent içindeki şantiyelerde sadece yollar ve binalar değil ses ve görüntü kirliliği, hafriyat ve malzeme kamyonlarından kaynaklanan tehlikeler, denizlerde ve şehrin çeper bölgelerinde biriken molozlar, çimento fabrikalarının oluşturduğu hava kirliliği, yağmur suyu ve toprağın arasına giren geniş beton ve asfalt yüzeyler sonucu oluşan sel de inşa edilmektedir. Verilen imar izinlerinin alansal büyüklüğüne bakılacak olursa; 2002 öncesi on yılda, yıllık ortalama 75 milyon metrekare imar izni verilmişken 2002 sonrası 15 yılda bu oran yaklaşık yüzde 100’lük bir artış göstererek 146 milyon metrekareye yükselmiştir. 2017 yılında ise toplam 279 milyon metrekare imar izni verilmiştir. Bu veri bile tek başına nasıl da her yerin şantiye alanına dönüşmüş olduğunu ve bu durumun katlanılmaz bir hal aldığını açıklamaya yetmektedir.
Ülkemizde inşaat işlerinin neredeyse tamamı taşeron firmalar aracılığıyla yürütülmektedir. İnşaat işçileri, işçi sınıfının sendikalaşma ve örgütlenme düzeyi en düşük olan kolunu oluşturmaktadır. Durum böyle olunca en ağır koşullarda çalışan işçiler dahi sesleri kamuoyuna ulaştıramamaktadır ve iş cinayetleri şirketler tarafından sessizce unutturulmaya çalışılmakta, emeğinin karşılığını alamayan işçiler kolaylıkla susturulmaktadır. Geçtiğimiz günlerde 3. Havalimanı şantiyesinde insanlık dışı bir ortamda çalışmak ve yaşamakta olan işçilerin başlattığı eylem sonrasında işçiler, yandaş gazeteciler aracılığıyla çeşitli karalamalara maruz bırakılmıştı. Eylemde yatakhanedeki tahtakurularını, habersiz işten çıkarıldıklarını, maaşlarının ödenmediğini ve şantiyede iş cinayetlerine kurban gittiklerini dile getiren işçiler gözaltına alınmıştı. Sosyal medya hesaplarından sesini duyurabilen işçilerin anlattıklarına göre yüzlerce kişinin çalıştığı şantiyede iş cinayetleri örtbas edilmekte ve ambulanslar hemen her gün sessizce birilerini alıp götürmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin iş cinayetleri raporlarına göre, inşaat ve yol iş kolunda son 3 yılda en az 1321 işçi hayatını kaybetmiştir. Sadece 2017 yılında şantiyelerde hayatını kaybeden işçi sayısı en az 453’tür. En az 453 kişi olağanüstü hiçbir durum yokken şantiyedeki işine gidip geri dönememiş demek oluyor. Bunun kabul edilebilir bir yanını bulmak mümkün mü?
Yazının başında inşaat sektörünün milli gelirdeki payından bahsedilmişti. Kalkınma Bakanlığı’nın raporuna bakılırsa milli gelirdeki büyüme rakamlarının da sağlıklı koşullarda çalışma ve yaşama hakkı gibi nasıl da işçilere ulaşmadığı apaçık görülmektedir.

İşçi sınıfının sömürülüyor oluşunun yüzyıllardır süregeldiğini ve hiç de yeni olmadığını biliyoruz. Bu sömürünün günümüzdeki bayrak taşıyıcısı olan AKP iktidarının “Mega Projeler” , “Dev Yatırımlar” vs. diye pazarladığı sektör içerisindeki işçilerin durumu ortadayken inşaat patronlar her geçen gün varlıklarına varlık katmaktadırlar. Son 15 yılda yükselişe geçen inşaat firmalarının başındaki kişiler AKP’ye yakınlıklarıyla bilinmektedirler. Verilen kamu ihaleleri, silinen vergi borçları, Kamu-Özel ortaklığı, TOKİ ve GYO’lar aracılığıyla arsa tahsisi gibi araçlarla devletin bütün imkânları kullanılarak adeta ihya edilmiştirler. İnşaat işçileri ve patronlarının mevcut durumları arasındaki bütün bu tezat Brecht’in “Okumuş Bir İşçi Soruyor” şiirini tekrar anımsatıyor:
“yedi kapılı thebai şehrini kuran kim
kitaplar yalnız, kralların adını yazıyor
yoksa krallar mı taşıdı kayaları
bir de babil varmış boyuna yıkılan
kim kurmuş babil’i her seferinde
altın şehir lima’nın, hangi evinde otururmuş acaba
yapı işçileri
nereye gittiler dersin çin seddi’nin bittiği gece,
duvarcılar
yüce roma’da zafer anıtı ne kadar çok
kimlerdir acaba bu anıtları diken?
…”
Kaynakça:
Beton Blok Çatlarken: AKP Döneminde İnşaata Bağlı Birikim Rejimi
Yeşilbağ M., Gelenek 124, 2014
Yapı İzin İstatistikleri ve Değişim Oranları
TUİK, 2018
Report on Work Murders
İSİG Meclisi, 2018
AK Faşizmin İnşaat İskelesi
Sönmez, M., 2015
